İçindeki doğrulardan sıyrılıp yanlışları insanların yüzüne bilahare değil de doğrudan söyleyebilir misin? Su gibi akan zamanın önüne geçip ona isyan edebilir misin? Hayatı dik yokuşlarda yaşayan bir sen misin? Çıkar, çıkarabildiğin müddetçe varsın insanların gözünde. Yok isen yoksundur neden bu senin cehennemin olsun. Aldığın nefesi hiçbir insana borçlu değilsin. Aldığın nefesi bahşetmediler ki onlarsız nefesi terk ediyorsun. Düşün, aziz dostum! Düşünmek, onurdur, şereftir. Şu uçsuz bucaksız yeryüzünün de bir sınırı var. Sen bu sınırlar içerisinde sonsuz huzuru yakalayabilirsin. Ancak içini temiz tut. Vermek istediğim nasihatten çok bir öngörüdür. Senin yürüdüğün yolları arşın arşın tepeledim, adımlarımla düzledim. Sen arkamdan tozlarını yutarak ilerle. İlerle ki anlayasın ben hangi acıları çektim. Acıyı fazla önemseme. Ne demiş Peyami Safa ”Acıyı ancak acıyla tedavi edersin.” Ne de olsa sınırsız acılara sahibiz değil mi? Bundan hiç kimsenin şüphesi yok. Hayat bir noktada sana simyacı olmayı da emreder. Elindeki malzemeyi iyi kullanabilmesin. Elimizdeki en iyi malzeme acı. Sen acıyı acıya kırdırırsan geriye sadece senin huzurun kalır. Bir un değirmeni var karşımda, bir tarafında köpekler, diğer tarafında kediler. İki tarafta hamuru sevmiyorlar, ancak oradan da ayrılmıyorlar. Çünkü umut, nefesten de ötedir.
”Aptalların tahakkümüne, günahsızların cezalanmasına; faziletin susmasına ve ihtirasların gürültüsüne, hikmet ehlinin tahrik edildiğine ve nadanların alkışlandığına şahit oldu.”Namuslu kalabilmek zordur bu hayatta. Bir şekilde dilin bulaşır yalana, bir şekilde elin bulaşır fenaya. Ancak mücadeleni sürdürdükçe özelsin, cesur kalabildikçe güzelsin.